ÇYDD, liselerin iki yıla indirilmesi önerisini sert bir dille eleştirdi. Yapılan açıklamada, bu önerinin yalnızca teknik bir reform olarak sunulmasının yanıltıcı olduğu ifade edilerek, duruma daha derin bir perspektiften bakılması gerektiği belirtildi.
Derneğin görüşüne göre, bu yaklaşım pedagojik bir reform değil, ideolojik bir değişikliğin yansıması.
Lise dönemi, gençlerin sadece akademik bilgi edinmekle kalmayıp, aynı zamanda kimliklerini geliştirdikleri ve düşünsel olgunluk kazandıkları kritik bir süreçtir. Bu sürecin kısaltılmasının gençleri sadece belirli bir kalıba sokmak anlamına geleceğine dikkat çekildi.
Eğitim yarışa dökülmemeli; aksine bireylerin gelişim sürecini destekleyen bir yapı olmalıdır.
ÇYDD, önerinin ardında yatan amacın gençleri daha erken yaşta iş gücüne katmak olduğunu savundu. Eğitimin temel işlevinin ekonomik üretim değil, bireylerin ve toplumun gelişimi olduğu vurgulandı.
Türkiye’deki genç nüfusun üçte birinin eğitimde veya istihdamda yer almadığına dikkat çekilerek, gençlerin eğitim sürecinin kısaltılmasının sorunun yüzeyine odaklanmak anlamına geldiği ifade edildi.
Bu durumun gençlerin sorunlarının kökenine inmeden yüzeysel çözümler aramak olduğu kaydedildi.
Özellikle kız çocukları üzerindeki etkileri de ele alındı. Eğitim süresinin kısaltılmasının, erken yaşta eğitimden kopmalarına yol açarak toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştirebileceği vurgulandı.
Bu tür bir değişikliğin çocuk yaşta evliliklerin artmasına neden olabileceği belirtildi. Kız çocuklarının okullaşma süresinin daha da kısalması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin artmasına yol açabilir.
ÇYDD, eğitim politikalarının bilimsel verilere ve uzun vadeli stratejilere dayandırılması gerektiğini savunarak bu tarz değişikliklerin eşitsizlik üretme potansiyeline sahip olduğunu kaydetti.
Eğitimin yalnızca belirli bir kesimin imtiyazı olarak algılanmaması gerektiği, gençlerin çok yönlü gelişim haklarından mahrum bırakılmaması gerektiği ifade edildi. Aksi halde eğitim, bir aydınlanma aracı olmaktan çıkarak eşitsizlikleri artıran bir mekanizma haline gelebilir.
Son olarak, bu tür yapısal kararların alınmasında şeffaflık, katılımcılık ve bilimsel temellerin önemine dikkat çekildi. Gençlerin geleceğini etkileyecek her kararın, toplumsal bir uzlaşı ile alınması gerektiği belirtildi.
Eğitim politikalarının bilimsel verilere, pedagogik ilkelere ve toplumsal sorumluluk bilincine dayalı olarak şekillendirilmesi gerektiği vurgulandı. Bu bağlamda, gençlerin geleceğini şekillendirecek kararların dikkatli ve kapsayıcı süreçler ile alınması gerektiği vurgulandı.