Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ, TBMM’deki Öcalan Komisyonunun ilk toplantısının ardından dikkat çekici açıklamalarda bulundu.
Özdağ, bu toplantının PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın siyasi bir muhatap haline gelmesinin ve serbest kalma sürecinin başladığının bir işareti olduğunu belirtti.
Sürecin Türk kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaşılması gerektiğini savunan Özdağ, kapalı kapılar ardında yürütülen çalışmaların halkı dışladığını ifade etti.
Özdağ, komisyona yönelttiği 13 soru ile sürecin detaylarını sorguladı. İlk olarak Anayasa’nın 66. maddesinin değiştirilip değiştirilmeyeceğini sordu.
“Türk devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” ifadesinin korunup korunmayacağı da merak edilen diğer konulardan biri oldu. Ayrıca, Anayasa’nın 42. maddesine Kürtçe’nin ikinci ana dil olarak eklenip eklenmeyeceği gibi sorular da gündeme geldi.
Eğitim dili olarak Kürtçe’nin anayasal güvenceye alınması durumunda Türk tarihi ve edebiyatının nasıl öğretileceği konusunda da belirsizlikler bulunuyor.
Cumhurbaşkanlığı yardımcılığına yönelik düzenlemelerin etnik temele dayalı yapılıp yapılmayacağı da Özdağ’ın sorguladığı bir diğer mesele. Özellikle Kürt veya Alevi kimlikli yardımcılara özel düzenlemelerin eşitlik ilkesini ihlal edip etmeyeceği sorgulandı.
Bunun yanı sıra, devletin üst düzey makamlarının etnik kimliğe göre belirlenip belirlenmeyeceği sorusu da büyük önem taşıyor. TBMM Başkanlığı, MİT ve Genelkurmay gibi kritik görevlerin etnik temsiliyetle paylaşılıp paylaşılmayacağı ise merak edilen başka bir konu.
Özdağ, ABD Büyükelçisinin açıklamaları ile MHP’nin önerileri arasında bir bağlantı olup olmadığını da sorguladı.
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamalarının tesadüf olup olmadığını sorgulayan Özdağ, ABD ve İsrail’in bölgede üniter devlet istemediğinin bilindiğini belirterek, yürütülen sürecin bu hedefe hizmet edip etmediğini de sorguladı.
Anayasa’nın girişine etnik kimliklerin yazılıp yazılmayacağı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “86 milyon Türk, Kürt, Arap” ifadesinin bu duruma hazırlık olup olmadığı da dikkat çekti.
Etnik grupların gelecekte ayrılma taleplerinin gelmesi durumunda devletin nasıl bir tutum alacağı da merak edilen bir husus. Bu soruların yanı sıra, komisyonun PKK’yı meşru bir siyasi aktör haline getirip getirmediği de gündemde.
Özdağ, bu sürecin Öcalan’a siyasi bir rol kazandırma amacı taşıdığı iddialarını da gündeme getirdi.
Lozan’a karşı faaliyetlerin PKK tarafından yürütülmesinin rahatsız edip etmediği hakkında da eleştirilerde bulunan Özdağ, Lozan’ı hedef alan çalışmalarla barış sürecinin çelişkili olduğunu savundu.
Ünitere devletin tasfiye edilip edilmeyeceği ve federasyon ile özerklik kavramlarının yerine “pozitif entegrasyon” adıyla yeni bir modelin getirilip getirilmeyeceği gibi sorular da yanıt bekliyor.
Suriye politikalarının İsrail’in hedeflerine hizmet edip etmediği konusunda da önemli iddialar mevcut. 2011 sonrasında uygulanan politikaların Suriye’nin parçalanmasına yol açtığı iddia ediliyor.
Son olarak, komisyonun neden şeffaf çalışmadığı da Özdağ’ın dile getirdiği bir diğer soru. “Türk milletinden gizlenecek bir şey yoksa, neden çalışmalar kapalı kapılar ardında yürütülüyor?” şeklindeki eleştirisi, kamuoyunun dikkatini çekiyor.
Özdağ, yönelttiği soruların “Türk milleti ve Türk tarihi önünde” önemli olduğunu vurgulayarak, komisyon üyelerine çağrıda bulundu.
Kamuoyunun süreç hakkında açık bir şekilde bilgilendirilmesi gerektiğinin altını çizen Özdağ, Meclis çatısı altında atılacak her adımın ileride toplumsal meşruiyet tartışmalarına yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu.